Kayıtlar

20- EMANET ÇOCUK / CLAIRE KEEGAN

Resim
“Bir yanım babamın beni burada bırakıp gitmesini, diğer yanımsa bildiğim yaşama geri götürmesini istiyor. Öyle bir noktadayım ki ne bugüne değin olduğum kişi ne de olabileceğim yeni kişi olabiliyorum. S:13” 70 sayfaya sığdırılan, duygu dulu yalın bir dille anlatılan hikaye, 1980’lerin başında İrlanda kırsalında bir yolculukla başlıyor. Kalabalık bir aile, yaklaşan doğumu bahane edip, evin yükü azalsın, sofradan bir boğaz eksilsin diye ismi belirtilmeyen kız çocuğunu, çiftçi Kinsella ailesine emanet bırakır. Yoksulluk nedeniyle, bir çocuğun geçici olarak başka bir aileye bırakılması bir nebze olsun anlaşılabilir olsa da, ç ocuklar için anne babalarından aldıkları küçük bir onay, biraz ilgi, sevgi ve şefkat fazlasıyla yeterken, çocuklara gösterilen duygu fakirliğinin hiçbir bahanesi kabul edilemez. Babanın, hem yolculuk boyunca hem de bırakıp giderken ki tavırları minik yüreği yaralar: “Babam beni teslim edip karnını da doyurduğuna göre artık sigarasını yakıp bir a...

19- BABA EVİ / ORHAN KEMAL

Resim
"Benim bir ağabeyim var, der ki: Eski ayakkabılarımdan zenginlerimiz utansın. S:59" Baba Evinde anlatılan, gurbette yaşam mücadelesi, işsizlik, geçim sıkıntısı, açlıkla imtihan ve otoriter bir babanın baskısı altında yitirilen çocukluğun hikayesidir. Adı belirtilmeyen küçük adam; kurtuluş savaşına gönüllü katılmış, daha sonra siyasi fikirleri nedeniyle iktidarla ters düşmüş, eşine ve çocuklarına karşı otoriter bir babanın oğludur. Arkadaşlarıyla doyasıya yaşayacağı çocukluk günlerini geride bırakıp, babasının fikirleri yüzünden ailesi ile birlikte Beyrut’a kaçmak zorunda kalır.  “Elveda mavi gökler, elveda şeker kamışçıları, futbol arkadaşlarım, tozlu arsalar elveda! S:30”, "İçimde gittikçe büyüyen bir sızı... Kafamda (…) maçlar yaptığımız tozlu arsalar (…) Sonra arkadaşlarım (...) S:31" Memleket özlemi romanda önemli yer tutuyor. Bu duyguyu en yoğun şu satırlarda hissettim:  "Beyrut limanında dolaşırken bir Türk vapuru gördüm. Bu vapur, bu b...

18-KATHARINA BLUM'UN ÇİĞNENEN ONURU / HEINRICH BÖLL

Resim
  Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! (İsra Suresi;36) Her şeyin herkes tarafından çok kolay kayıt altına alınıp yayıldığı günlerdeyiz. Çamur at izi kalsın durumuyla kimin ne zaman karşılaşacağı belli değil artık. Sosyal medya; bilgi edinme ve düşünceyi özgürce ifade edebilmek, iletişim kurabilmek için verimli olduğu kadar, kişi ve kurumların haysiyetinin ihlal edildiği, saldırıya açık hale geldiği, toplumların yönlendirildiği, yapanın yanına kar kaldığı bir platform ayrıca. Yapılan etkileşimlerle mağduriyetlerin giderildiğine, hakların elde edildiğine, toplumsal duyarlılık ve farkındalıklar yaratılarak olumlu dönüşler alındığına şahit olsak da, bir grubun diğer gruba ya da şahıslara olan kişisel husumeti ve nefreti nedeniyle haber yapılıp hedef gösterildiği de bir gerçek.   Kişilerin onurunun kırılması, hayatlarının alt üst edilmesi pahasına, tek bir dokunuşla yapılan beğeniyle, yanıltıcı bir haberin kısa süre içerisinde çığ gibi büyümesine yol açılmaktadır...

17- BABAMIN YERİ / ANNIEX ERNAUX

Resim
2022 Nobel Ödülünü kazanan Anniex Ernaux'nun  öğretmen olmak için girdiği mülakattan iki ay sonra babası ölür. Defin işlemleri için ailesinin yaşadığı Y..'ye gittiğinde babasını, hayatını, babasıyla arasına giren ve "ayrı düşmüş aşk gibi" diye nitelediği mesafeyi yazmaya karar verir.  “İçine girdiğim burjuva ve kültürlü dünyanın eşiğinde bırakmak zorunda kaldığım mirası gün ışığına çıkarma işini bitirdim.”(s.69)  dediği  “Babamın Yeri” adlı kısa romanında ailesinin  sınıf atlama mücadelesini anlatır. "Toprağı olmayanlar, bölgedeki büyük çiftliklerde kendilerini kiralarlardı. Büyükbabam da bir çiftlikte arabacı olarak çalışıyordu.”(s.19)  Ernaux’nun babası bu düzene razı olmaz. Şehre göçüp fabrikada işe girer. Fabrikada çalışmak bir nevi özgürlük alanına sahip olmak demektir. Statü ve sınıf değişikliği için ise, işçilikten kurtulmak gereklidir. Bunun için, eşiyle birlikte fabrikadan ayrılıp bir kafe-bakkal açarak küçük esnaflığa geçiş yapar. Ancak, bu i...

16- SAATÇİ İBRAHİM EFENDİ TARİHİ / ELVAN KAYA AKSARI

Resim
Saatçi İbrahim Efendi Tarihi; “Devlet karşısında var olmaya çalışan bir sanat erbabının, anlatının hurafeleriyle lezzetlendirilmiş gerçek hikâyesi. Gönüllü getto hayatı yaşayan küçük insanın mahremine, devletin gölgesi düşünce ne olur? Olsa olsa roman olur. İbrahim Efendi; müfredatlarda adı geçmeyen, tarihi şahsiyetler ansiklopedisinde bulamayacağınız, sigortasız, Diyojenvari bir karakter. Tek sosyal güvencesi, akrep ve yelkovan. Tik tak, tik tak, tik tak...” Yazarı Elvan Kaya Aksarı ve Vacilando Kitap ile ilk kez karşılaştım. Kitabın ismi, tasarımı, arka kapak yazıları ilgimi çektiği için okumaya karar verdim. 87 sayfalık Saatçi İbrahim Efendi’nin tarihi, okuyucusunu zaman felsefesi, akıl ve din ilişkisi, iş bilir memurlar üzerinden kamu kurumlarının işleyişi, bireyin devlet karşısında acizliği gibi meselelerin içine çekmeyi başarıyor. *** İbrahim Efendi kendisi için; "Ben yetmişe merdiven dayamış bir adamım, devletle hiçbir bağım yoktur. Doğunca bir kafa kâğıdı verildi, işte dev...

15- FAHİM BEY VE BİZ / ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR

Resim
  Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Fahim Bey ve Biz” adlı romanı, Fahim Bey’in yakın arkadaşının oğlu tarafından anlatılmaktadır.  Fahim Bey'in hayata karşı tutum ve tercihleri günlerdir yakamı bırakmadı. Kabullendiğim birçok şeyi eşeleyip, rahatsız etmeye devam ediyor beni. Yıllardır kendisinden haber almayı bekliyordum. Kitabın baskısı yoktu. Özellikle eğitim hayatım ve mesleki tercihim üzerindeki tesirinin, beni geç kalmış sorgulamaların dipsiz kuyusuna iteceğini bilsem, tanışmamayı tercih ederdim. Roman içine serpiştirilen deneme niteliğindeki tahliller kitaba ve yazarına hayran bıraktı beni. *** İlk sayfalarda, gazetede çıkan ölüm ilanıyla haberimiz oluyor Fahim Bey’den. Yine ölüm ilanından, onun II. Meşrutiyet’ten önce birkaç günlüğüne de olsa maslahatgüzarlık yapmış olduğunu ve bunun hayatı üzerinde önemli etkisi olduğunu öğreniyoruz. Bursa eşrafından yaşlı birinin oğlu olan Fahim Bey, Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'nden mezun olunca, “Hariciye gireceğim...

14- SOLMAYAN ÜMİT / SİBEL YILDIZ

Resim
“Bir Yıldızın Hikâyesi” temasıyla,  gunesebakarken.blogspot.com  adresindeki yazıları ve kitaplara kaçanlara yaptığı yorumlardan tanıdığım yazar, hayatın kıyısında kalıp, fark edilmeden yaşam mücadelesi verenlerin hikâyelerine, umutlarına, kaygılarına, acı ve sevinçlerine ortak olmaya davet ediyor bizleri. Davete icap ettiğimi belirtip, tanık olduklarımdan bazılarını kitaplara kaçanlarla bir kez de ben paylaşayım öyleyse: Yaşam kavgası, eğitim hayatı, duygusal yaşantılarında hep yanında olduğu Suat ve Cengiz’den gördüğü vefa ve vefasızlığı, bir aşk kazası sonucu aldığı kapanmaz yarası, gizlenen emaneti ve “ beklenmedik yalnızlığı ” ile “insanı yıkan hastalık değil biliyor musun Tahir, insanı asıl yıkan ümitsizlik, kimsesizlik” diyen Şermin Teyze, son vedasıyla bir emanet ve hüzün bırakıyor bizlere. Erzurum’un Pasinler kırsalında görev yapan Emel öğretmen, “okuma aşkıyla mesafeleri ezip geçen, azimleri bedenlerinden çok daha yüce sekiz minik savaşçı”dan biri olan Mehmet, e...

Annemden ...

Resim
Takvim dalın çoğumuş, İçine aylar dolmuş. Benim oğlum Şırnak’ta Her geçen gün yıl olmuş.   Dağlar yüksekten bakar, İçinden sular akar, Benim oğlum askerde, Gelmek için gün sayar.   Ekim 2005, Annem Resim;  https://www.pexels.com/photo/asphalt-clouds-curve-daylight-577696/

MAİ ve SİYAH & FERDİ ve ŞÜREKASI - HALİT ZİYA UŞAKLIGİL

Resim
Mai ve Siyah ile Ahmet Cemil'i, Ferdi ve Şürekası ile İsmail Tayfur'u tanıdım. Her ikisi de, tam hayallerinin peşinden gitmek üzereyken hayatın gercekleri karşısında mağlup olmuş bahtsızlardı. İki kitabı da beğenerek okudum. Özellikle Mai ve Siyah okuma seruvenimde çok özel yer edindi.  Kitaplara kaçmak isteyenlere tavsiyemdir. YUNİS ELMAS

13- İLK YILLARIN EKMEĞİ / HEİNRİCH BÖLL

Resim
Yılar öncesine dair tanıklığım: Tokat'ın eski mahallelerinde geziyordum. İki çocuk kavga ediyordu. Birinin elindeki ekmekler yere saçılınca yılların verdiği yorgunluktan beli bükülmüş bir amca bastonuyla yanlarına gelip “nimetin kıymetini bilin çocuklar, ekmekleri alın yerden” diyerek çocuklar arasındaki kavgayı bitirdi, düşen ekmekleri öpüp alınlarına değdirmelerini isteyerek barıştırdı onları. Yokluk görmüş kültürümüzün asırlardır yaşattığı bir davranış biçimidir bu. Büyükanne ve dedelerimizden görmüşüzdür; bir gün lazım olur deyip eskimiş, işlevselliği kalmamış eşyaları atmaya kıyamazlar. Her şeyin tüketimle değer bulduğu bir nesle komik ve anlamsız gelse de, “idareli kullanmak lazım” diyerek nasihatte bulunmaktan geri durmazlar. Ekmek denilince, 17 Ağustos depremi sonrası medyada çokça paylaşılan, yıkılmış binaların önündeki gözü yaşlı bir ihtiyarın resmi gelir aklıma. Peki, günümüzde ekmeğin değeri ne kadar biliniyor: “Türkiye’de bir yıl içinde 1,7 milyar ...

12- YAŞLI ADAM VE DENİZ / ERNEST HEMINGWAY

Resim
“İnsan yenilmek için yaratılmadı” dedi dokunaklı bir sesle;  "Ademoğlu  mahvolur ama yenilmez.”  S;106 Herkesin başarı için koştuğu yerde, yarışı gerilerde tamamlamak, sağlıklı ve yetenekli insanların arasında engelli olmak, dış güzelliğin teşhir edildiği günlerde çirkin görülmek, farklı olmak; alaya alınmak ve dışlanmak için yeterli bir sebep. İş yerinde, sokakta, okulda zayıf olana karşı mobbing uygulanmakta sürekli. Son günlerde o kadar şahit olduk ki bu haberlere, bir zaman sonra "kötülüğün sıradanlaşması"ndan korkuyorum. -KISMEN SPOİLER İÇERİR - Kübalı yaşlı balıkçı  Santiago da,  geçmişte yaşadığı başarılara ve tecrübelerine saygı duyulmadan, kazancı bol olan balıkçılar tarafından alaya alınır .  Çünkü, herkes sürü sürü balık tutarken, o seksen dört  gün boyunca tek bir balık tutamamıştır. Bu yüzden, yaşlı balıkçı , talihini değiştirmek ve itibarını tekrar kazanabilmek için tek başına denize açılır. Kimsenin gidemeyeceğinden çok dah...