21-BÖYLE KÜÇÜK ŞEYLER / CLAIRE KEEGAN
(spoiler içerir)
“Bir başkasına yardım etmedikten
sonra yaşamanın bir mânâsı var mı diye düşündü Furlong”
Vicdan sahibi bireyin, hayatında her şey yolunda gidiyor olsa bile başkasının acısına, gördüğü haksızlığa karşı, yeri geldiğinde bedel ödeme pahasına duyarsız kalması mümkün olabilir mi? Furlong bize bunun cevabını veriyor.
1985 yılının Noel haftasında geçen bu kısa roman; “İrlanda’nın anne-bebek bakımevleriyle Magdalen çamaşırhanelerinde acı çekmiş kadınlara ve çocuklara adanmıştır.” ithafıyla 1996 yılında sona eren bir gerçekliği hatırlatıyor.
Bill Furlong'a annesi on altısında hamile kalır. Akrabaları dahi sırt çevirmişken, hizmetçiliğini yaptığı dul ve çocuğu olmayan Bayan Wilson sahiplenir, aynı evde yaşarlar. Furlong, babasının kim olduğunu hiçbir zaman öğrenemez. Bu durum, izi kalan kabuk tutmuş yarasıdır. Okul hayatı boyunca alay konusu edilir. Bayan Wilson’un himayesinde okulu bitirir, kömür deposu açar, ticari hayatında güvenilir biri olarak tanınır. Ailesinin ihtiyaçlarını gidermek, beş kızının mezun olduğunu görmek onun için yeterli gelir, sakin ve huzurlu bir hayat sürer. Eşine; "İnsanlar meteliğe kurşun atıyor" derken kendini şanslı hisseder. Ancak, son zamanlarda kızları ve eşi dışında neyin önemi olduğunu düşmekten, hayatının hep böyle, çalışıp durmak ve kaygılanmaktan ibaret olmasını sorgulamaktan da geri duramaz.
Furlong, soğuk geçen noel haftasında, kömür yüklü kamyonuyla manastıra gider. Kömürlükte gece boyu kilitli bırakılmış Sarah adına bir kız görür. Çocuk, kendisini manastırdan çıkarmasını, nehrin kenarına götürmesini ister. Daha çocuk yaşta olan Sarah, ondört aylık çocuğuyla tutsak edildiğini söyler. Furlong, buna kendisinin karar veremeyeceğini söyleyerek kızın isteğini reddeder. Baş rahibe, kız ile Furlong'u görünce telaşlı bir şekilde durumu geçiştirmeye çalışır. Furlong, içeride çıplak ayakla, perişan halde temizlik yapan başka genç kadınlar da görür. Manastır çamaşırhanesinde kimsesiz, terkedilmiş, kötü yola düşmüş kız çocuklarına ve genç kadınlara çamaşır yıkattırılır, sabahtan akşama kadar zor şartlar altında çalıştırılır. Varlıklı aileler, verdikleri kirli çamaşırların ütülü ve temiz bir şekilde iade edilmesinden memnundur. Ahali, manastır ile ters düşmekten çekindiği için içeride olup bitenlere sessiz kalıp, görmezden gelmeyi tercih eder.
Yardım isteyen kız çocuğundan eşine bahseder. Eşi, hayatı kurallarına göre sürdürmekten, güçlüden yana saf tutmaktan yanadır. Böyle şeylerin kendilerini ilgilendirmediğini, ellerinden hiçbir şeyin gelmeyeceğini, yalnızca kendi kızlarından sorumlu olduklarını, bu hayatta ilerlemek için bazı şeyleri görmezden gelmek zorunda olduklarını söyler. Üstelik, en iyi ve düzenli ödeme yapan müşterileridir rahibeler. Yufka yürekli olmasına sebep olanın da Furlong’u incitme pahasına kimsesizliği ve başkasının evinde yetişmişliği olduğunu ima eder.
"Burada sahip olduğumuz şeyleri düşünürsek ve doğru insanların safında yer alırsak, buna devam edersek, hiçbirimiz o kızların orada yaşadıklarına benzer şeylere katlanmak zorunda kalmayacağız. Onlar oradalar, çünkü bu dünyada onları önemseyen kimse yok. Onları böyle yabani yetiştiren de, sonra başları belaya girince onlara sırt çeviren de yine kendi aileleri (S:40)" diyerek son tavrını ortaya koyar.
Furlon’un baş rahibeyle tartıştığı
haberini duyan aile dostu Bayan Kehoe’de, "Orada olup bitenler hakkında
ağzından çıkan lafa dikkat etsen iyi edersin. Düşmanını, kötü köpeği yakınında
tut ki iyi köpek de ısırmasın (…) o rahibelerin kırk tarakta bezi olduğunu
aklından çıkarma sakın (S:73)" diyerek uyarır.
Kömürlükte gördüğü kız Furlong'a geçmişini hatırlatır. Bayan Wilson olmasaydı, kucağında çocuğuyla annesinin de benzer duruma düşebileceğini düşünür. Birkaç gün sonra Sarah'ı kömürlükte tekrar kilitlenmiş bulunca, vicdanının sesi korku ve endişelerini bastırır, kızı tutsaklığından kurtarır. Eve dönüş yolunda insanların önünden geçerlerken kendini rahatlamış hisseder, yüreği ferahlar, içi sevinçle dolar.
“Bir başkasına yardım etmedikten sonra yaşamanın bir mânâsı var mı diye düşündü Furlong. Yıllar, on yıllar boyunca, hatta bütün bir ömrü bir kez olsun o yerde olup bitenlere karşı çıkma cesaretini göstermeden yaşayıp sonra da Hristiyan olduğunu iddia etmesi, aynada yüzüne bakabilmesi mümkün müydü insanın? (S:83)”,
Furlong biliyordu, bunlar daha iyi günleriydi. “Bu yaptığının elbette bir bedeli olacaktı; ama hayatı boyunca, sıradan, alelade hayatı boyunca bir kez bile, kızlarını ilk kez kucağına aldığında, sağlıklı ve inatçı o ilk feryatlarını duyduğunda bile mutluluğun böylesini tatmamıştı (...) duyduğu korku diğer tüm duyguları ezip geçiyordu; ama yine de sersem yüreği başarabileceklerini ümit etmekle kalmıyor, buna iyiden iyiye inanıyordu.(S:84)"
Kitaplara kaçanlar; okuyun okutun.
Yunis ELMAS
İnsan olmanın gereğini hatırlatan, etrafımızda yaşanan olumsuzluklar karşısında susup kalmak, görmezden gelmek yerine harekete geçmeliyiz ana fikrine odaklanan çok güzel bir kitap okumuşsunuz Yunis Bey. Mutlu sonla bitmesi umut vadediyor. Her zaman iyilik kazansın. Emeğinize sağlık.
YanıtlaSilİyilik yapmak, iyi kalmak günümüzde kolay değil. İsteyene mazeret de çok. Ama, iyi kalmak, iyilik yapmak güzel ve gerekli şey. Güzel yorumunuz için teşekkürler.
Silben de bu yazarı okuyorum artık, kaçırmam, annie ernaux, vigdis hjorth gibi gözdelerimden oldu o da :)
YanıtlaSilİki kitabını okudum. İkisi de kısacıktı, derdi büyüktü.
Sil