19- BABA EVİ / ORHAN KEMAL
"Benim bir ağabeyim var, der ki: Eski ayakkabılarımdan zenginlerimiz utansın. S:59"
Baba Evinde anlatılan,
gurbette yaşam mücadelesi, işsizlik, geçim sıkıntısı, açlıkla imtihan ve
otoriter bir babanın baskısı altında yitirilen çocukluğun hikayesidir.
Adı
belirtilmeyen küçük adam; kurtuluş savaşına gönüllü katılmış, daha sonra
siyasi fikirleri nedeniyle iktidarla ters düşmüş, eşine ve çocuklarına karşı
otoriter bir babanın oğludur. Arkadaşlarıyla doyasıya yaşayacağı çocukluk
günlerini geride bırakıp, babasının fikirleri yüzünden ailesi ile birlikte
Beyrut’a kaçmak zorunda kalır.
“Elveda mavi gökler,
elveda şeker kamışçıları, futbol arkadaşlarım, tozlu arsalar elveda!
S:30”, "İçimde gittikçe büyüyen bir sızı... Kafamda (…) maçlar yaptığımız
tozlu arsalar (…) Sonra arkadaşlarım (...) S:31"
Memleket
özlemi romanda önemli yer tutuyor. Bu duyguyu en yoğun şu satırlarda
hissettim: "Beyrut limanında dolaşırken bir Türk vapuru gördüm. Bu vapur, bu
bayrak, bu benim memleketimin, vatanımın bir parçası. Saatlerce oradan
ayrılmadım. Büyülenmiş gibiydim, gözlerim bayrağımıza dikili, heyecandan çalkalanarak,
oralarda dolaştım durdum."
Romanda yoğun işlenen
diğer konu ise baba otoritesidir. Babanın eşi ve çocuklarına karşı tutumunun
kabul edilebilir bir yanı bulunmamaktadır. Yaşanan ekonomik sıkıntı ve
zorunlu göç baba yüzündendir. Ancak, birçok romanda olduğu gibi, burada
da baskıcılığın temel kaynağının dindarlık üzerinden yansıtılmasının ideolojik
bir tercihin yansıması olduğunu düşünüyorum.
Romanın ilk
sayfalarında, babanın oğlunu kendi inandığı değerler üzerine yetiştirmek
istediğini, oğlunun hissiyatına önem vermeden baskı kurduğunu
görmekteyiz. Sürgün günlerinde ise küçük adamdan beklenen, aylaklığı bırakıp
geçim sıkıntısının giderilmesinde ailesine katkı sağlamasıdır.
Baba, Beyrut'ta
avukatlık yapamayınca lokanta açar. Ancak iflas eder, hastalanır. Ailenin geçim
yükü işportacılık yapan küçük kardeş Niyazi'nin üzerine kaldır. Küçük adam, iş
aramaya diye çıktığı günlerde balık tutar, akşamları eli boş ve işsiz döner.
Babasının bulduğu işte de uzun süre çalışamaz. Çalıştığı günlerde ise babanın
oğluna karşı tutumu şu şekilde anlatılır; "Henüz para almamıştım
ama evdeki itibarım adamakıllı artmıştı. İşten her dönüşümde babam, beni güler
yüzle karşılıyor, kız kardeşlerime ... ağabeyinin ceketini al ... karnı aç
herhalde oğlanın, hazırla sofrayı diye çıkışıyor, yabancısı olduğum bir
şefkatle bana sualler soruyordu S:55"
Oğul, bir yandan "Babasından
ayrılan birçok çocuk babasız kalışına üzülür. Ben tersine, sevinmiştim. Niçin?
Bilmem. Bu 'hissizlikte' benim çocuk yapımın çok az etkisi olmalıydı
S:30" diye düşünürken, diğer yandan "Ya diyordum,
babam ölüverirse! Onun varlığında bana evimin dağılmamasını temin eden bir
tılsım var gibi geliyordu. Onu sevmediğim, ondan korktuğum, ondan süratle
uzaklaşıp kurtulmak için can attığım halde, onu gene de sırtımı dayadığım bir
ağaç yahut uçurumun kenarında sıkı sıkıya tutunduğum sağlam bir meşe dalı kadar
kuvvetli buluyordum S:54" diyerek kendi içindeki ikilemi itiraf
eder.
Küçük adam için,
Beyrut'tan ve baba evindeki sorumluluk ve baskıdan kurtulmak, arkadaşlarına kavuşmak için tek
çıkış yolu vardır; ailesini bırakıp Adana’ya dönmek. Oysa, her dönüş
bıraktıklarımızı buldurmaz bize.
"Memleketim bana
birdenbire pek harap gözüktü. Neşesi kırık sokaklarda zayıf, kirli kedileri (…)
arsasında top oynadığımız, tozlu sokaklarda donsuz sümüklü çocukların
kaynaştığı (…) mahalle bile ne kadar değişmişti. S:83,84”
Gerçek ve hayalle
harmanladığı hikayelerini anlatacağı, tekrar top peşinde koşmayı umduğu
arkadaşları çoktan gitmiştir. "Sanki şehir tepemde fırıl fırıl
dönmeye başlamıştı; içimde, içimin derinliklerinde bir şeylerin yıkıldığını
duyuyordum. Ben şimdi kimi (…) şaşırtacağım? (…) kime bahsedeceğim? Ben buraya
niçin geldim? S:85” düşünceleri içinde hayal kırıklığı yaşar.
Hayat devam ediyor.
Gidenin, yıkılanın yerine yenileri geliyor. Küçük adam, futbol tutkunu yeni
arkadaşlarıyla yeni serüvenlerin peşinden koşarken tüm zorluk, yokluk ve
sıkıntılara rağmen yaşama sevincini yakalar.
Devamı “Avare Yıllar”
da.
Oooo hoşgeldin bloguna :)
YanıtlaSilTeşekkür ederim :)
Sil